Sosyal Medya

Oligodendroglial Tümörler ve Teşhis

Oligodendroglial Tümörler ve Teşhis

Oligodendrogliomalar diffüz infiltratif gliomalar grubundan olup, astrositom gliablastomdan sonra en sık görülen primer parankimal beyin tümör grubunu oluştururlar.

Oligodendrogliomalar diffüz infiltratif gliomalar grubundan olup, astrositom gliablastomdan sonra en sık görülen primer parankimal beyin tümör grubunu oluştururlar. İlk olarak 1929 yılında Bailey ve Bucy tarafından bu tümörler ile oligodendrosit hücreler arasında histogenetik bir bağ olduğu öne sürülmüştür.

Patogenez

Düşük gradeli glial tümörlerin çoğunluğu sporadiktir ve genellikle sistemik neoplazm aile öyküsü olmayan, predispozan faktörlere sahip olmayan kişilerde görülür. Ancak bazı tümörlerde tepit edilen genetik faktörlerin tümör oluşumuna ve mevcut tümörün progresyonuna neden olabileceği gösterilmiştir. DNA tamirinde veya apoptoziste görevli genlerdeki mutasyonlar veya polimorfizm, hücre siklusunu düzenleyici genlerde somatik mutasyonlar, invazyon ve anjiyogeneziste görevli genlerdeki mutasyonlar glial öncül hücrelerin, önce düşük sonra da yüksek gradeli glial tümör hücrelerine dönüşmelerini sağlayabilirler.

Glial tümör gelişiminde risk faktörlerinden birisi tartışmasız şekilde tedavi edici amaçla uygulanan kranial radyasyondur. Akut lemfoblastik lenfoma nedeniyle kranial radyasyon tedavisi alan çocuklarda gliom ve PNET riskinin artışı gösterilmiştir.

Diğer taraftan alerjik sendromlara sahip hastalarda glial tümör gelişme riskinin daha düşük olduğu gösterildiğinden, düşük gradeli glial tümörlerin oluşumunda immün sistemin de rol oynadığı düşünülebilir. Düşük gradeli glial tümörlerin oluşumunda çevresel faktörlerin rölü de dikkat çekici bir konu halini almıştır.

Cep telefonu kullanımı ve yüksek frekanslı elektromanyetik alanlara maruziyet gibi risk faktörleri hakkında ki şüpheler artmıştır. Bazı araştırmacılar ise yavaş büyüyen düşük gradeli glial tümörlerin patogenezinde bu faktörlerin rolü olduğunu gösteren kanıtların bulunmadığını öne sürmektedirler. Endüstriyel kimyasal maddelere maruz kalanlarda DGGT riskinin artmış olabileceği düşünülmekle beraber, kesin sebep ortaya konabilmiş değildir.

Li Fraumeni sendromunun da aralarında bulunduğu bazı özel durumlarda DGGT görülme riski artmıştır. Li Fraumeni sendromu nadir görülen, otozomal dominant bir hastalık olup, p53 gen mutasyonu ile karakterizedir. Bu hastalar DGGT gibi primer beyin tümörleri yanı sıra; meme kanseri, lösemi, adrenokortikal tümörler ve yumuşak doku ve kemik kaynaklı sarkomlara da sık rastlanır.

Klinik

ODG ve OA‟lı hastalarda şikayetlerin ortalama başlama yaşı 34-50 arasındadır. Hastaların % 72-75‟i nöbet geçirme şikayetiyle başvururken, % 16‟sında ilk şikayet fokal defisit, %6-10‟ unda baş ağrısı, % 7‟sinde ise bilinç değişikliğidir33,34. 1p/19q delesyonuna sahip ODG‟li hastalar tipik olarak nöbet şikayetiyle başvuran düşük gradeli tümörlere sahiptir. Tam tersine bu delesyonlara sahip olmayan olgular genellikle fokal defisit ile başvuran olgulardır.

Teşhis

Oligodendroglial tümörler yumuşak, jelatinöz özellikte; serebral hemisferlerin yüzeyel gri cevherine yerleşen ve gri cevher-beyaz cevher geçiş zonundan subkortikal beyaz cevhere uzanan; nadiren artmış sellüleriteli klonal nodüler görünüme sahip olmakla beraber çoğunlukla monoton bir patern gösteren tümörlerdir. Genel histolojik yapı ve nükleer sitoloji oligodendrogliomalarda tanı koymada en önemli iki özelliktir. Bu tümörler yuvarlak ve düzgün sınırlı çekirdeğe sahip, perinükleer haloları bulunan hücrelerden oluşur. Bu görünüm sahanda yumurta görünümü olarak adlandırılmaktadır.

Bu sahanda yumurta belirtisi bir formalin fiksasyon artefaktıdır; bu nedenle frozen çalışmalar, smear ve hızla sabitlenmiş örneklemelerde görülmeyeceği unutulmamalıdır. Ayrıca mikrogemistosit veya minigemistosit olarak adlandırılan hücreler de bu spektrumun bir parçası olarak düşünülür. Hem oligdendrogial hem de astrositik tümör özelliklerini bir arada bulunduran bir grup vardır ki bu grup mixt oligoastrositoma(MOA) olarak adlandırılır. Grade 2 MOA ve grade 3 anaplastik MOA olarak 2 alt gruba sahiptir.

DSÖ anaplaziyi, yuvarlak veya oval şekilleri bozulmadan nükleer çeşitlilikte artış, artmış mitotik aktivite, mikrovasküler proliferasyon, damarlarda bazen kümes teli (kapiller bağlantılarda aşırı artışa bağlı) görünümünün değişmemesiyle beraber olan glomerüloid görünüm ve tümör nekrozu olarak tariflemiştir. DSÖ skalasında mitotik aktivite için kesin bir cutoff değeri olmamakla beraber 10 luk büyütmede her alanda en az 6 mitoz varlığı, fokal bile olsa, azalmış yaşam süresini göstermektedir. Ayrıca hem tümörün kendisinde hem de çevre serebral kortekste kalsifikasyon sıkılıkla görülür.

Astrositomların aksine ODG‟lerin karakteristik immünohistokimyasal markerları yoktur. ODG tümörlerde bulunabilen mikrogemiositlerin GFAP ile boyanma göstermelerine rağmen, ODG tümörler GFAP ve vimentin ile boyanmazlar.

Ayrıca Teşhis

Anaplastik astrositoma ve gliablastomanın küçük hücreli tipleri ayırıcı tanıda özellikle üzerinde durulması gereken tümörlerdir. Çünkü bu tümörler ODG ile hücresel monotoni ve kalsifikasyon gibi birçok morfolojik özelliği paylaşırlar. Bu tümörlerden  ayırımında en önemlisi hücre nükleuslarının özellikleridir. Ayırıcı tanıda DNET, nörositoma ve clear cell epandimoma da akılda tutulmalıdır.

1p ve 19q pozitifliği ODG tümörleri diğer tümörlerden ayırmada kullanıbilecek bir parametredir. Ayrıca bu delesyonların sadece ilk tanıda değil, rekürrens durumunda da tanısal bir marker olarak kullanılabileceğini gösteren çalışmalar vardır.