Sosyal Medya

Oligodendergliomalardaki Genetik Değişiklikler

Oligodendergliomalardaki Genetik Değişiklikler

Astrositik tümörlerde bu kromozomal kollarda daha çok parsiyel tutulum mevcuttur. Elimizdeki mevcut bilgiler kombine kayıbın bu tümörlerin patogenezinin erken evresini temsil ettiğini bildirmektedir.

DNA seviyesinde oligodendrogliomaların moleküler genetik imzası; 1p ve 19q daki, tipik olarak her iki bölgede tüm kromozomal kolu tutan kayıplardır. 1p ve 19q kodelesyonu grade 2 ODG‟lerde %56-86 oranında bulunurken, grade 3 ODG‟lerde %62-100, grade 2 OA‟larda %5-37, grade 3 OA‟larda ise %4-33 oranında görülür. İzole 19q kayıpları astrositomlarda ve MOA‟larda görülürken,1p ve 19q daki kombine kayıp, özellikle tüm kromozomal kolu tutanlar, oligodendrogliomalarda gliomlara göre daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.

Astrositik tümörlerde bu kromozomal kollarda daha çok parsiyel tutulum mevcuttur. Elimizdeki mevcut bilgiler kombine kayıbın bu tümörlerin patogenezinin erken evresini temsil ettiğini bildirmektedir.

ODG‟ler daha çok erişkin yaşta görülür. Çocuklarda nadirdir. Çocuklardaki ODG‟lerde bu delesyonlar nadiren görülürler ve prognostik değerleri yoktur. Tp53 mutasyonu, 9p ve 10q‟da kayıp ODG‟lerde görülebilen diğer genetik değişikliklerdir.

Ancak daha çok astrositik tümörlerde görülürler. Bu delesyonların tespitinde çeşitli moleküler teknikler kullanılmaktadır. Bunların arasında LOH(Loss of Heterozygosity), CHG(Comparative Genomic Hybridization), Quantitative Microsatellite Analysis, PCR(Polymerase Chain Reaction) ve FİSH(Fluoresence in situ Hybridization) sayılabilir. FİSH çoğu seride en çok kullanılan tetkiktir.

Bu moleküler tanısal teknikler ayrıca 1p ve 19q da bulunan ve tümör süpresör genler olduğu düşünülen bazı genleri tanımlama amaçlıda kullanılmışlardır. Bu delesyonlar çok geniş ve çoğunluklada 1p ve 19q‟nun tamamını tuttuğundan FİSH ile kolaylıkla tespit edilebilir. FİSH tekniğinde parafin bloklarda saklanan arşiv dokulardan yapılan kesitler de kullanılabilir. DNA ekstraksiyonu, kromozomal hazırlık veya kan örneği alınması gerekli değildir.

Delesyonu olmayan hücrelerin çekirdeklerinde hem referans hem de problar için olmak üzere ikişer adet sinyal görülür.

Delesyonu olanlarda ise referans olarak iki sinyal ve test probu içinde bir sinyal tespit edilir. Referans/test sinyal oranının 2:1 veya 4:2 olması delesyon mevcudiyetini gösterirken istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edebilmek için en az 200 adet çekirdek sayılması gerekmektedir53. Sonuç olarak interfaz FİSH tekniği etkili, kolay uygulanabilen, oldukça sensitiv ve kromozomal delesyonları saptamada spesifik bir metoddur. FİSH’in LOH ve CGH Tekniklerine Göre Doku Tetkiklerinde Delesyon

Saptamada Karşılaştırmalı Üstünlükleri

1.    1-DNA ekstraksiyonu ve kan örneği gerekmez

2.    2-Arşiv dokularda uygulanabilir

3.    3-Spesifik delesyonu olan hücrelerde heterojeniteyi tespit edebilir

4.    4-Sonuçlar ölçülebilir

5.    5-Normal doku ve tümör dokularının bir arada olduğu örneklerde delesyonları saptamada LOH ve CGH ye göre daha üstündür.

6.    LOH un aksine homozigositi durumlarında da delesyonları tespit edebilir

7.    DNA kontaminasyonu bir sorun olarak karşımıza çıkmaz

Kromozom 19‟un uzun kolunda görülen heterozigosite kaybı oligodendroglial tümörlerde en sık görülen genetik değişikliktir. İnsidansı %50-80 arasındadır. En sık görülen ikinci genetik değişiklik ise 1.kromozomun kısa kolunda görülen heterozigosite kaybıdır.

Bu kayba ek olarak kromozom 9,10 ve diğer kromozomlarda görülen farklı delesyon ve mutasyonları içeren multipl genetik değişiklikler ise malign progresyonla ilişkilendirilişmiştir. 1995 yılından bu yana yapılan çalışamalar göstermiştir ki ODG ve OA tümörlerin bazı tedavi modalitelerine verecekleri yanıt ve yaşam süreleri, tümör hücrelerindeki genetik değişiklikler kullanılarak doğru bir şekilde tahmin edilebilir