Sosyal Medya

Erken Tanı ve Radyoloji

Erken Tanı ve Radyoloji

ODG tümörlerin erken tanısında, tedaviye verdikleri cevabın ve progresyonun izlenmesinde görüntüleme yöntemleri kilit rol oynamaktadır. BT görüntülemede ODGT‟ler, izodens veya hipodens görünümlü, sınırları net seçilemeyen lezyonlar olarak görünürler.

ODG tümörlerin erken tanısında, tedaviye verdikleri cevabın ve progresyonun izlenmesinde görüntüleme yöntemleri kilit rol oynamaktadır. BT görüntülemede ODGT‟ler, izodens veya hipodens görünümlü, sınırları net seçilemeyen lezyonlar olarak görünürler.

MR görüntüleme kitlenin topografisini tanımlamada, tam olarak yerini ve kritik anatomik yapılarla ilişkisini göstermede daha faydalıdır. Hemoraji ve kalsifikasyonu göstermede ise BT daha üstündür. Vazojenik ödem lezyon çevresinde görülebilir, ayrıca ventriküler sistem ve diğer intrakranial yapılar üzerinde kitle etkisi gösterebilir.

Vazojenik ödemin tümörden ayrımını yapmak, her ikiside FLAİR ve T2 ağırlıklı kesitlerde hiperintens göründüğünden zordur. Bununla beraber tümör dokusu daha solid görünümlü iken, vazojenik ödem beyaz cevhere doğru parmaksı çıkıntılar gösterir. Oligodendrogliomalar kistik ve hemorajik alanlar içerebileceğinden dansite ve sinyal-intensite karakterleri heterojen olabilir.

 Kontrast tutulumu değişkenlik gösterirse de çoğunlukla kontrast madde ile boyanmayan, T1 ağırlıklı MR kesitlerinde hipo-veya izo-intens, T2 ağırlıklı kesitlerde ise daha yuvarlak hiperintens lezyonlar olarak görünürler. Kontrast tutulumu genellikle malign transformasyonu işaret etmektedir.

Grade 2 oligodendroglial tümörlerin % 15‟ inde kontrast tutulumu saptanırken, bu oran anaplastik tümörlerde daha yüksektir.

 Bununla beraber malign gliomların üçte birinin kontrast tutmadığı gerçeği göz önünde bulundurularak kontrast tutulumunun olup olmaması çok dikkatli bir şekilde yorumlanmalıdır. Oligodendroglioma (solda), aynı hastanın BBT incelemesinde görülen kalsifikasyon alanları (sağda) ODG‟lerin % 54‟ü frontal, % 24‟ü multipl loblarda (özellikle fronto-temporal ve frontoparietal), %16‟sı temporal lobda, % 5‟i ise parietal lobda görülür.

Daha az sıklıkla optikokiazmatik sistern, derin bazal ganglionlar, talamus, beyin sapı, serebellar pedinküller ve spinal kord da görülebilirler. 1p ve 19q kromozomlarında kombine delesyona sahip ODG tümörler daha çok frontal, parietal ve oksipital bölgelerde görülürken; temporal bölgede görülenlerin daha agresif seyrettiği ve delesyona sahip olmadığını belirten çalışmalar vardır.

ODG‟ler klasik astrositomalardan daha fazla kalsifikasyon oranına sahip olan tümörlerdir(%20). Buna rağmen astrositomaların görülme sıklığı oligodendrogliomalardan çok daha fazla olduğu için beyinde görülen intraaksiyel kalsifiye bir lezyon akla daha çok kalsifiye astrositomayı getirmelidir.

Oligodendendrogliomların proton spektroskopik görüntülemelerinde ise azalmış NAA değerleri ile birlikte laktat kaybı gözlemlenir.

Görüntülemede proton MR spektroskopi ve dinamik MR‟ın klinik kullanımı hakkında çalışmalar hala devam etmektedir. Law ve arkadaşları perfüzyon MR kullanarak, düşük gradeli glioma sahip 35 hasta üzerinde yaptıkları çalışmalarda kötü prognoza sahip tümörlü hastaların serebral kan volumünün, iyi prognoza sahip tümörlü hastalarınkine oranla nisbeten daha yüksek olduğunu göstermişlerdir. Görüntüleme teknolojilerinde önümüzdeki yıllarda görülecek gelişmelerin, ODG ve diğer beyin tümörlerinin tanı ve tedavisi üzerinde de olumlu sonuçlar doğuracağı açıktır.

Son 10 yıldır erişkin malign gliomların yönetiminde ve değerlendirilmesinde moleküler markerların kullanılması popülerlik kazanmıştır.

Bu markerların bazıları, tümörlerin sınıflandırılmasında patologlara yardımcı olacak şekilde tanısal amaçlı olarak kullanılırken, bazıları da hastaların prognozlarını değerlendirmek için kullanılır. Daha da önemlisi bu markerların bazıları tedavi tiplerine cevabı tahmin etmede de kullanılırlar ve böylece klinisyeni potansiyel toksik ve gereksiz tedavilerden uzaklaştırarak belirli tedavi modalitelerine yönlendirmede işe yararlar.

Malign gliomlarda kullanılan bu markerlardan bazıları 1p/19q, MGMT(methylation of the O-6 methylguanin-DNA methyltransferase) gen düzenleyicisi, EGFR(epidermal growth factor receptör) yolağında değişiklikler ve IDH-1(isocitrate dehydrogenase) mutasyonlarıdır. Ayrıca bu moleküler çalışmalar medullablastom, atipik teratoid/rabdoid tümör ve pilositik astrositom gibi pediatrik gruptaki nöroepitelyal orijinli SSS‟nin diğer tümörlerinde de kullanılır.

Son yıllara kadar malign gliomlarla iligili tedavi kararı alırken daha çok sadece histopatolojiye göre karar verilirdi. Histopatoloji yaklaşık 100 yıldır çoğu tümörün davranış ve biyolojileri hakkında bilgi sağlayan dinamik bir araç olarak kullanılmaya devam etmektedir ancak moleküler genetik çalışmalar ve diğer yardımcı tekniklerde ki gelişmeler tedavi modalitelerinde değişikliklere neden olmuştur.